<<Geri


Gitarla aranızdaki yakınlaşmayı sağlayan özel bir olay, anı var mı? Ve tabii flamenkoyla....

1983 yılında gitar çalmaya başladım. O dönemde ağabeyim gitar çalıyordu. İsveçli bir dostu, Alberto Henry ile bize gelirlerdi, teknik çalışmalarını yaparlardı.
Ben çok küçüktüm o zamanlar, çalışmalarını imrenerek izlerdim. Gitarla da çalışmam yasaktı, küçük olduğum için bozacağımı düşünerek beni uzak tutarlardı. Gittikleri zaman gizlice gitarı alır, onlardan izlediklerimi yapmaya çalışırdım. Bir gün ağabeyim beni yakaladı. Onların etüdlerini çalarken yakalayınca iş biraz değişti tabii.. Bana destek olmaya başladı. İlk hocam ağabeyim oldu. Hem çalıştık hem de beraber konserlerimiz, dinletilerimiz oldu. Ta ki 1991 yılının 12 kasım akşamına kadar. Bu tarih çok önemlidir benim için. İstanbul gitar festivalinde Paco Pena gitar topluluğu yer alıyordu. Hayatımda ilk defa canlı olarak bir flamenko topluluğu performansı izleme fırsatı buldum ve o gün büyülendim. Flamenko macerası da böyle başladı.

Özgeçmişinizde konser için başka ülkelere de gittiğinizi okudum. Hangi ülkelerde bulundunuz ve içlerinde sizde en çok iz bırakan ve ilgi gösteren hangisiydi?

İlk yurdışı konserim Fransa’da oldu. Bir kültürel entegrasyon programı çerçevesinde her iki ülkeden seçilen dört müzisyen bir araya geldi ve ortak kompozisyonlar oluşturuldu. Projenin ilk ayağı Paris’teydi. 15 gün süreli bir stüdyo çalışmamız ardından konser düzenlendi. İkinci ayak ise İstanbul’daydı. İki konser arasında iki ay gibi bir zaman vardı. Bu süre içerisinde bu müzisyenlerle beraber çalmak üzere bir kompozisyon yazdım. Üçüncü ve en son ayak Stralzburg’da yapıldı ve bu konser Alice isimli bir albüm olarak kaydedildi..

Daha sonra Almanya’da üç konserim oldu. Bunlar vestfalia eyaletinin düzenlediği kültürel şölenlerdi. Bunların her birinde ilgi gerçekten şaşırtıcı derecedeydi. Türkiye’de de çok fazla konser verdim ancak bunların hiç birinde bu kadar ilgi gördüğümü söyleyemem. Ancak son konserleri bundan istisna tutuyorum.

Pekiyi bunu neye bağlıyorsunuz?

Tabii bu konu oldukça hassas bir konu. Belki hitap ettiğimiz kitle bir miktar önyargılarından sıyrılıp bizi dinlerse daha objektif bakabilirler gibi geliyor bana. Acımasız da olmamak lazım ama yıllarca karşılaştığımız tavır buydu..

Tahminen kaç konser oldu şimdiye kadar?

Çok zor bir soru...(gülüyor) Gerçekten tam olarak hatırlamıyorum ama 100ü bulmuştur. Bunu gerçekten kayda almak gerekli aslında. Öğrenciliğimizde”Çıktığınız  konserlerle ilgili kayıtları biriktirin. Çok önemli kayıtlardır onlar”, derlerdi. Nereden nereye gittiğinizi görme fırsatı olduğunu söylerlerdi. Galiba biraz tembellik ettim...

Türk halk müziği ile de ilgilendiğinizi biliyoruz. Flamenko ile herhangi benzer yönleri var mı?

Halk müzikleri olması açısından benzer oldukları kabul edilebilir ama teknik anlamda incelediğiniz zaman her birinin kullanılan ses sisteminden başlamak üzere çok farklı olduklarını söylemek gerekir. Halk müzikleri adına, karşılaştığım çok yanlış bir izlenim var müzisyenler arasında. Genel olarak doğaçlamaya yönelik olduğu düşünülür bir çoğunun, flamenko için de geçerli. Tamamen aksini düşünüyorum. Kendi dinamikleri çok katı olan müziklerdir onlar. Belli bir kültürel taban üstüne kuruldukları için bunları bu günden yarına değiştiremezsiniz. Hele icra etme noktasında olması gerektiğinden farklı noktalara taşıdığınız zaman doğaçlama yapıyorum kılıfı ile, o zaman çok tepki de toplayabilirsiniz. Özellikle flamenkoda çok fazla bir hareket sebestliği yok. Çok sert kurallara bağlı bir müzik. Türk halk müziğinde de böyle formlar var. Bu anlamda kurallarının çok kesin ve net olması açısından bir benzerlik var. Serbest bir vokal tarzına dayalı olmasından kaynaklı benzerlik düşünülebilir. Zaten doğu kökenli müziklerin çoğunda bu yapıya rastlamamız mümkün. Bununla ilgili olarak benim doktora tezim dini müzikler hakkındaydı. Vokal kullanımından kullanılan dizilere kadar bir çok ortaklık tespit ettim. Bu gün sahnelenen flamenkoyla da ortaklıkları var. Günümüzde enstrumanların kapasitelereinin zorlanması Flamenkoda da Türk halk Müziği’nde de karşımıza çıkıyor. Ancak klasik batı müziğindeki işlenmişliğe ve yazılı kaynaklara bu alanlarda ulaşmamız mümkün değil. O anlamda, 20. yy’ın ikinci yarısında flamenko ve Türk halk müziğinin notalama faaliyetlerinin hızlandığını söyleyebiliriz. Notaya aktarılması aynı zamanda akadameik zemine oturtulması anlamına da geliyor. Yazılı kültürün değişmezliğinin etnik değerlere yansımasını da görüyoruz. O zaman şu soru çıkıyor: “Orjinallik bozuluyor mu?” Bence kaçınılmaz olarak o noktaya gidiyoruz. Kişisel fikrim şudur ki bunun en değerlisi en otantik halidir...

Yeni bir gitar albümü  aldığınızda dinlerken kriterleriniz nelerdir?

Bu konuda insanların kendi tercihlerinin öne çıkmasından yanayım. Genç arkadaşlara neyi nasıl beğenmeleri gerektiğini, hissetmesi gerektiğini, duyması gerektiğini öğretemezsiniz.
Ancak siz bunu yaşarsınız, muhatap olduğunuz kitle tarafından örnek alınırsınız. Etkili olan budur bence. Öğrencilerimiz de zaman zaman bunu soruyorlar bize veya “kimleri dinleyelim” diyorlar. “Ben şunları dinliyorum” diyerek cevap veriyorum. Siz şunu dinleyin yerine... Bu önemli bir nüans. Çünkü bizim şu anda geldiğimiz müzikal noktada görmediğimiz, dikkat etmediğimiz küçücük bir ayrıntıyı, daha önce bu işle hiç uğraşmamış kimse çok farklı noktasından yakalama şansına sahip.

Bu noktada, ben dinlediğim kayıtlarda önce kayıt kalitesine dikkat ediyorum. Kompozisyonlar üzerinde, eğer bestecisinin açıklaması varsa (ne şartlarda yapıldığı vs.) bunları önce okumayı tercih ediyorum. O zaman dinlediğimi anlamada çok daha az enerji harcıyorum, çünkü besteci beni yönlendirmiş oluyor. Kaydedilen müziğin eğer imkan varsa canlı olarak  ne kadarının aktarılabildiği önemli. Eğer teknolojik şartlarda müthiş bir performansa karşılık canlı performansta bu yakalanamıyorsa bu çok özel birşey değil benim için. O yüzden konser kayıtlarını çok daha severek dinliyorum. Ancak ben üzerinde emek harcanmış, belli bir yaşam tecrübesi üzerine bina edilmiş eserlerin daha özel olduğunu düşünüyorum ve bunları tavsiye ediyorum.

Gitar müziği olarak ne dinliyorsunuz?

Gitara dair ne varsa bulup dinlemeye çalışıyorum. Benim için caz, akustik, elektrik, flamenko, klasik, ne olursa olsun dinlemek bana büyük keyif veriyor çünkü her birinden edinilecek ilham çok değişik. Daha önceden hiç görmediğim bakmadığım noktaları hatırlatabiliyor bir bas gitarist, ya da bir akustik gitaristin kullandığı sol el duate formülleri çok daha farklı şeyler anımsata biliyor. O anlamda çok katı bir seçim içerisinde değilim. İyi kaliteli anlamda her çeşit müziği dinliyorum.

Genç arkadaşlarımıza tavsiyeleriniz nelerdir?

Çalışmak konusunda çok titiz olmalılar, disiplinli çalışmaya alışmalılar. Bu çok önemli: başlanılan hiçbir eseri yarım bırakmamalılar. Gitarın başına oturunca parçayı sonuna kadar götürmeliler. Bu başlanılan işin hakkını vererek bitirilmesi benim için. Çalışma sisteminin benim için temeli bu.

Yalnız, “bana ilginç gelen kısımlarını çalıştım” gibi cümleler duyuyoruz?

Bu çok iddialı geliyor bana.Çünkü bir eserin arasında bir noktayı alıyorsunuz ve gerisini yok sayıyorsunuz. Bu bir anlamda besteciye saygısızlıktır bence. Eserin ara kısımlarını çalıştığınız zaman bütünlük sağlamak çok güç. Bir süre sonra bu görme bozukluğu gibi birşeye de yol açıyor. Başladığınız bir eseri bitirmemek anlamına geliyor. Bence bu sadece gitar anlamında değil, kişilik olarak da edinilmesi gereken bir özellik, başladığını bitirmek...

Son olarak FlamenkoAnkara için  neler söylemek istersiniz?

FlamenkoAnkara şu ana kadar rastladığım en etkileyici flamenko oluşumu Türkiye’de. Bir ilki başardınız, tebrik etmek istiyorum önce. İnşallah bozulmadan daha da güçlenerek çalışma imkanı olur. Böyle bir oluşumun İstanbul’da değil de Ankara’da olması istanbullu bir müzisyen olarak beni endişelendirdi ilk başta ama hepsini geçtim tabii. Türkiye’de bu işin ilerlemesi adına kaydedilmiş çok önemli bir yoldur yaptığınız çalışmalar. O anlamda hepinizi can-ı gönülden tebrik ediyorum. Bu oluşum içinde elimden gelen her nasıl yardım olursa hazırım. Keşke İstanbul’da da bunun gibi oluşumları yapabilsek diyorum ama yıllardır çabalıyoruz, maalesef olmadı..Ama kim bilir belki yakın zamanda böyle birşeyler olabilir.. Çalışmaya devam (gülüyor)..

Zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz...En kısa zamanda aramızda yeniden görmek dileği ile..

Ceyhun Güneş